Pal, Palli, Pullu, Alpullu
 
Pullu  sözcüğünün nereden gelmiş olabileceğini merak edip kaynaklara yöneliyoruz. İlk kaynağımız “Dinler Ansiklopedisi” (Forlong, 2008)… Pullu ile ilişkili olabilecek sözleri taradıktan sonra karar verebilmek için bazı faktörleri göz önünde bulundurmak gerekiyor.

1. Sözcüğün Etrüskler, Grekler ve Roma İmparatorluğu çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmesi.

2. Sözcüğün Hindistan’dan ve Asya’dan gelen göçmenler çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmesi.

3. Coğrafi topoğrafya çerçevesinde değerlendirilmesi.

4. Eskiye dayanıyor olsa bile, dönüşüme uğramış olduğundan  ilk anlamını ve söyleyiş biçimini kaybetmiş olma ihtimali.

5. Sözcüğün halk etimolojisi ve kültürü içinde belli bir yere sahip olması ve bunun yanında benzeri sözcüklerle desteklenme durumu.

6. Sözcüğün farklı tarihsel dönemlerde farklı anlamlarda değerlendirilme olasılığı.

7. Sözcüğün farklı tarihsel dönemlerde farklı söyleyiş ve yazılış tarzları.

8. Sözcüğün farklı tarihsel dönemlerde dini söylem ve inançlara yakınlığı veya uzaklığı.

9. Sözcüğün geniş bir coğrafyada; çoklu anlam, çoklu ifade, çoklu yazım biçimiyle polifonik bir görünüme sahip olması ve bu özelliğiyle kakafonik bir niteliğe bürünmesi. Uyumsuz, insicamsız, belli odak noktasına doğru yakınsama göstermeyen…  Dağınık, anlam serpilmesine uğramış… Bu yüzden her kültür adasının, her toplumsal obanın, her grubun görmek istediği anlamı ona yansıttığı… İnsanların görmek istedikleri gibi  görüyor olmaktan ve algılamaktan memnun kaldıkları…

Kelimeler, toplumun “üst kültür ve alt kültür grupları” çerçevesinde anlam kazanır... “Kök anlamlar”, “geçmişte kalmış anlamlar” veya “başka ülkelerdeki anlamlar” yan gözle bakıp yanından geçtiğimiz  seyir malzemesi olmanın ötesinde bir şey değil...

Fakat, o seyir malzemesi, –hangi anlamı benimsemiş olursak olalım– bizi zenginleştiren çok önemli bir öğe. O sayede daha sağlıklı düşünüyor, karar veriyor, daha isabetli değerlendirmeler yapabiliyoruz.

Sözlüğe dönelim. Dinler Ansiklopedisi ’nden yararlanırken motomot, birebir tercüme yapmıyorum. Başka kaynaklara bakıyor, onlardan da yararlanıyorum. Bir çok kaynak… Araya kendi düşüncelerimi katıyorum. Bilimsel bir makale yazıyor olsaydım her birinin tek tek referanslarını vermem gerekirdi ki o zaman bu yazı okunamaz hale gelirdi. Tarzım, sadece önemli görüşler ve önemli olduğunu düşündüğüm kaynaklar çerçevesinde referans vermek. Kendi görüşlerimi köşeli parantez ayracıyla sunmayı tercih ettim.

Pall. Pallium. Romalıların giydiği kukelata başlıklı yün pelerin. Daha sonra papaların dini giysisi haline getirilmiş ve üzerine mor renkli bir haç resmi yapılmış. Papaya itaatin sembolü olarak görülüyormuş.

[Kanaatim şu: Dini kisveye ad olan Pallium  sözü Semitik cepheden Alif, Hint kültürü açısından Lingam… Pelerin’in simgesel anlamı, Musa peygamberin giysisi olarak sunulmasına karşın “ilksel erkeğe” işaret etmesi. Veya ilksel erkeklik organına…  İlksel tanrının eril olduğu örtük bir anlam olarak zihinlerin arka planına yerleştirilmeye çalışılıyor. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde Lingam, “tanrısal kudret” imgesine kutsallık kazandırılıyor. Kukuletalı pelerini sadece din adamları değil krallar, generaller, askerler de giyiyorlar. Simgesel anlamı Tanrı’nın koruyucu gücü üzerimizde demek. Ona sığındık, onun tarafından korunuyoruz anlamında. Kukuletalı pelerin, ikileç bir yapıya sahip. Hem fallus  (phallus), hem de pestil, (pistil)… Giysinin pelerin bölümü fallus iken, kukleta bölümü pestil’i temsil ediyor.

Kuku ve leta sözcükleri aynı anlamda…  Farklı dillerde “kutu”, “jin”, “tin”, “kalani”, “banika”, “lata”, “kalay”, “zinn”, “kallacî”, “kalaycı”, “volava”, “timah”, “tucak” (kucak), “eta(m)in”, “sini”, “piuta”, (pide), “staoin” (şeytan), “estano”   gibi kelimelerle ifade ediliyor… Ve İngilizce dilinde ise pistil…  Bize “pestil” olarak geçmiş, farklı manada kullanıyoruz.

Pallium adı verilen pelerin (veya cübbe – gubbe, kubbe) iktidarın, güç ve kudretin sembolü. Hristiyan din adamlarının palyım’ı Müslüman din adamlarında cübbe olmuş… Tarihsel gub, gubbe, kab sözcüklerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Tanrısal güç giysisi. Papalar öldüklerinde pelerinleriyle birlikte gömülüyorlarmış. Bir şekilde pelerinle gömülmemişlerse o pelerin yakılıyormuş. Şurası dikkat çekiyor ki pelerinin üzerine çizilen o büyük haç acaba niçin mor veya kırmızı renge boyanıyor. Mavi veya yeşil niçin uygun değil? Bunun cevabını verebilmek için Pall  sözcüğünün mavi renkli Mari  veya Mare ile olan ilişkisini araştırmak gerekiyor.

Palladium. Tanrıça
 Pallas Athene’nin imajı. Pallas sözü, büyük asteroit taşı anlamında. Aynı zamanda Greklerin irfan tanrıçası Atina / Minerva demek…. Onun imgesi veya heykeli.

[Pallas, sözü asteroit taşı anlamında ama,  ilk palladium heykelleri ağaçtan yapılmış “dikitler” şeklindeymiş. Pallas sözünü bu nedenle “dikit” olarak değerlendirmek daha anlamlı.]

Troya’da şehri korumak için, girişe dikilen büyük Atina heykeline Palladium denirmiş… Bu heykelin daha sonra Roma’ya götürüldüğü bildiriliyor. Rusçada palladium,  “bekaretin kaynağı veya yeri” anlamında.

Palladium, dünyaya akan kozmik güçlerin odaklandığı yer. Kozmik ışığın içine aktığı “heykel” veya “figür”… Athena adı verilen Tanrıça… Veya Pallas… Put, Dikit… Sôfi bilgelikleri ve mistik güçleri taşıdığına inanılan kadın… Bilgi ve irfan kaynağı olarak görülen...

Pallas. Troya’lıların bâkire tanrıçası. Atina ile özdeşleştirilmiş. Sağ elinde erkeklik simgesi olarak mızrak tutuyor; sol elinde dişilik sembolü olarak öreke var.

Athene sözünün “ok başı” anlamında [Lingam atfı] Ather’den geldiği…

Pallas
sözcüğünün “şimşek” veya “yıldırım” ile ilişkili olduğu…

Pallas sözcüğünün Aryan dilindeki  Bhal (parlayan) sözüne işaret ettiği…

Pallas sözcüğünün “ışık” veya “ışığın kızı” olarak değerlendirildiği…

[Bu açıklamalar Hint tanrısı Şiva’nın simgesi Lingam ile ilişkili gözüküyor. Grekler, cinsel içerikli Lingam figürü yerine, ona tapan “bakire kız” figürünü öne çıkarmışlar. Kızın adı Atina… “Ok başı” anlamında Ather’den gelmesi, “yıldırım” ve “parlayan” sözcükleriyle imgelenen bir “dikit” olması onu hem tanrı, hem de tanrıça mevkiine getiriyor. Tanrı ve tanrıça aynı dikitin içinde. Lingam’ın itici, kaba görüntüsünü estetik bir biçimde yeniden yorumlamışlar. Atina, Asena, Ahsen  görselleri veya figürleri,  Şiva tanrı inancını ve ruhunu içinde taşıyan saf, bakire kız anlamında. ]

Palin, Pelin. Yeryüzünün oğlu, ateş tanrısı.

Pali. Hindistan yarım adasında MÖ 250 tarihinde var olan Magadha (Magaza) devletine ait Sanskritçeye benzeyen bir dil. Kelimenin Pali-Bhasa dan dönüştüğü zannediliyor. [Pali – Baş ikilemeli sözcüğü olabilir]. Farklı şekillerde telaffuz ediliyormuş ve kaynağının belirsiz olduğu bildiriliyor. Milattan önce altıncı yüzyılda Budha’nın konuştuğu dil olduğu iddia ediliyor ve Budistler tarafından kutsal olarak değerlendiriliyor. Günümüzde konuşulan bir dil değil.

Palestine. Filistin ülkesi veya göçmenler anlamında. Tevrat’ın milattan önce  ikinci veya üçüncü yüzyıllarda İbraniceden Grekçeye yapılan  tercümesinde kendilerinden  Allophuloi (Allo.hû.li) şeklinde söz edilen kimseler.
-----
[Allo-Hûli,  inançlı kişiler demek...
Göçmen veya muhacir grupları ama, sözcükte esas olarak o kişilerin “inançlarına” atıf yapılıyor. Okunuş biçimi değişik zamanlarda ve yörelerde farklılık gösterebilir.

Allophuloi  ile Alpullu  sözcüğü arasında yakınlık var. Batı dillerine Alapilya veya Alafilya  şeklinde geçmiş. 

Alapilya,  “kimseye karşı önyargılı olmama” anlamına geliyor. Diğer gruplardan, dinlerden, etnik kimliklerden kişilere karşı olumlu ve yapıcı tutumlara sahip olma… Onlara ilgi gösterme, onları rahatlatma, onlarla kaynaşma (engagement), ilişkilerde coşkulu olma, hatta gerektiğinde  akrabalık veya karındaşlık geliştirme... 

Günümüz Alpullu insanını tanımlıyor gibi…

Filistinlilerin  Kenan topraklarına milattan önce 1500’lü yıllarda  geldikleri kabul ediliyor. Nereden geldikleri hakkında bilgi verilmemiş. Başka kaynaklarda Kapadokya’dan geldikleri yazılı.  Milattan önce dördüncü yüzyılda  Grekler tarafından gerçekleştirilen Makedonya istilası sırasında Filistinliler oldukça Alahûlî  görülüyorlar. Yani hoşgörülü, ayrım yapmayan, sıcak kanlı insanlar. Hoşgörülü, ama “diğerleri”… Hoşgörülü ama “yabancı”…

Günümüzde işler tersine dönmüş… İnancı veya inançsızlığı bağnazlık haline getiren tüm toplumlar; tüm kişiler birbirlerine karşı o kadar da Alahûlî  değiller.

Alahûli  Greklerin Filistinlilere milattan önce dördüncü yüzyılda taktıkları bir lakap mı, yoksa kökeni çok daha gerilere mi gidiyor. Hint-Asya-Mezopotamya topraklarına…  Bu lakap önceden de kullanılıyor olmalı ki Grekler o söze sarılmışlar. Greklerin göçmen Filistinlileri “Alahûlî ” olarak tanımlamaları, öyle bilinmelerinden kaynaklanmış olabilir… Hoşgörülü, herkese sıcak bir şekilde yaklaşan…

Filistin sözcüğü İbranicede Pelishtim şeklinde geçiyormuş. İspanyolcadaki Filisteo sözü göçmenler veya gezginler anlamındaymış.

Fakat Allophuloi  sözcüğünün nereden geldiği konusunda farklı görüşler var. McNab, “Allos” sözcüğünün milattan önce üçüncü yüzyıl Grekçesinde diğer ve “phule” sözcüğünün ise kabile anlamına geldiğini söylüyor (McNab, 2015). Böyle olunca, Allophuloi  “diğer kabileden” veya “diğer ırktan kişiler” anlamında… Ancak, şu konu dikkatlerden uzak tutulmuş: kelimelerin bir literal, bir de terim anlamı vardır. Yaşayanlar çoğunlukla  “terim anlamıdır”. Sözlük anlamları örtüktür ve arka planda kalır.

Dönemin Grekleri veya Yahudileri, Allophuloi  olarak adlandırdıkları insanların inançlarına bakarak onlara yeni bir ad veriyorlar: Pulo’yu Allo sayan veya gören kişiler….

Pelishtim  sözü “Palas” ve “tin” sözcüklerinin bileşimi niteliğinde.

Palas-Tîn,  Hint tanrısı Şiva’nın Lingam’ına veya Fallus’una yapılan bir atıf.

Milattan öce 1500’lü yıllarda Filistin’e gelen göçmen grupların Allo-Pullu’su, muhtemelen Şiva ve Karısı… Şiva hem omnipresent bir tanrı olarak görülüyor, hem de enkarnasyonu olarak değerlendirilen heykellerine, abidelerine tapınılıyor. Milattan önce 1500’lerden milattan önce üçüncü yüzyıla gelinceye kadar Lingam’ın yerine Baal tanrısını geçirmiş olmaları kuvvetle muhtemel. Baal tanrısı, Bolu veya Balli tanrısı anlamında… Bolluk ve bereket veren tanrı…   Arka planda Lingam/Şiva inancı, ön planda veya yakın zamanlarda ise Baal adlı tanrı var.

Başka bir belgede, Filistinlilerin Mısırlılarla Asurlular arasındaki mücadelelerden büyük acılar çektiği bildiriliyor. Büyük İskender’in Gaza’yı Perslerden ele geçirdiği ve Ptolomy Lagi’nin orada önemli savaşlar yaptığı söyleniyor. Makedonlar zamanında Allophuloi olarak adlandırılan kişilerin önemli roller oynadıkları ve bu yüzden Filistin ülkesine Allophuloi  dendiği ifade ediliyor. Fakat Allophuloi  ‘ler için “İsrail’e karşı olan, silahlı dinsiz (heathen, pagan, kafir) kişilerdi”, deniyor. Daha sonraki tarihlerde, aynı isme sahip şehirlerle ilgili  hikayelerin anlatıldığından bahsediliyor  (Hastings, 2004). 

Bu bilgiden Alahûli  veya Alpullu  denen kişilerin ve onların yaşadıkları bölgenin Yahudiler açısından “dinsiz” veya “kafir” olarak değerlendirildiği anlaşılmakta... Alpulli  sözünün kökü Hint topraklarına uzanmakla birlikte Filistin topraklarında bu ismin kullanılması milattan önce 300’lü yıllara dayanıyor. Muhtemelen Halep sözü Allophuloi  sözünden bozulmuştur. Trakya’da ve İtalya’da  Allophuloi  adlı köy ve diğer yerleşim yerlerinin kurulması o sıralarda gerçekleşmiş olabilir. Öyle bile olsa Allophuloi  yerleşimlerinin asıl vatanı olarak Hindistan topraklarını görmemiz gerekiyor ve sözcükteki Allo, “bildiğimiz Allah kavramı” olsa da onlar bizim gibi değil, kendilerine göre telaffuz ediyorlar.

Allophuloi   Grekler tarafından devşirilmiş bir sözcük. “Puloi-Allo” anlamında… "Puloi bizim tanrımızdır" manasına geliyor…

Pales. Romalılarda erkek veya kadın olabilen, koyun çobanlarının tanrısı. Pales’in görsel simgesi “koyun gütme değneği” veya “dikili direk”.

Pal. Yarmak. Akat’ça pal, Türkçe bal. Bunun yanında “kılıç”, “balta”, “delik” anlamları var. İngilizce “pale”, “pole”; Fince pel  “bölmek”; Aryanca plu “doldurmak”, bhla “şişmek”, “kabarmak”, “tomurcuklanmak”, “çiçek açmak”; İbranice bul, “üretmek”, “şişmek”, “yükselmek”. Akat’ça  Pal  “Yoni” [Yâni, Yâri], “Kteis” (delik), “kılıç”, “balta” anlamlarında iken kök manası bud  “tomurcuklanma”  kelimesinden gelen Phulla sözü Grekçede “yaprak”; Phala  Sanskritçede “meyve”; İngilizcede “akıntı”, “çiçek” veya “şeref” anlamlarına gelir.

[Yaz. Pal ve Phulla  sözcüklerinin Hint tanrısı Shiva ve onun simgesi Lingam’a işaret ettiği açık bir şekilde görülmektedir. Phulla  sözünün değişik etnik kimliklerde farklı şekillerde telaffuz edildiğini biliyoruz. Yaprak, yapraklanma, tomurcuk verme, şişme, kılıç sözcükleri penil organı temsil ederken aynı zamanda pistil organ anlamını içermesi Lingam bütünlüğünü ortaya koymakta…. İtalya’daki Alpullu şehir adının Etrüsklerden geldiği ve “nehir” anlamında olduğu görüşü “akıntı” anlamıyla ilgilidir. Lingam figürlerinin fıskiye şeklinde yapıldığını,  tepesinden sürekli su aktığını, “Yoni” adı verilen küçük havuza (veya pistil organa)  düşen suların bir dere, bir nehir formunda akmaya devam ettiğini görüyoruz. “Nehir” anlamı Lingam’dan kinaye veya alegorik bir tanımlama. (Bu arada Balkan Savaşı sırasında Rum Köyü Alpullu’da muhtarlık yapan kişinin adının Yani olması ilginç bir tesadüf olarak değerlendirilebilir.)]

Pala. Phallos. Erkek üreme organı. Tomurcuklanan veya kabaran… Mısır, Akatlılar ve Hititler’in hiyeroglif sistemlerinde  Fallus  (Phallus) simgesi olduğu gayet açıktır ve yanlışlanamaz bir şekilde “erkeğe” işaret eder. İlk zamanlara ait mabet kalıntılarında çok sayıda Palli  figürü bulunmuştur. Sütun, direk, mızrak ve kılıç bazen Pallos’u temsil eder. Eski Mısır’da, milattan önce 300 yılına kadar düzenlenen İsis festivallerinde Fallus’a ilahiler söylenir, yakarışlarda bulunulurmuş. İtalya’daki Florence Müzesi ’nde bir aslanın doğurduğu devasa bir Fallus heykeli varmış. Buradaki Fallus’un etrafı çiçekler ve meyve çelenkleriyle süslenmiş. Suriye’nin Hierapolis (Jerablus, karkemish, Karkamış, Kargamış) şehrinde Palli sütunu varmış. Bunun yanında İskenderiye’deki Palli figürünün boyu  80 metre yüksekliğinde imiş. Fallus, cinsel organ olmaktan çok “yaratıcı güç” olarak değerlendirilen  ve bu amaçla tapınılan bir mabut ….  İtalya’da hala Fallus’dan koruyucu bir muska veya şans getiren uğur simgesi olarak yararlanan kişiler olduğu bildiriliyor.  Hristiyanların Haç’ı dört Fallus’lu bir figür… Pek çok vakada kuşlar gagalarıyla ve köpekler ise kuyruklarıyla Fallus olarak değerlendirilirmiş.  Avrupa’da Fallus kültürü milattan sonra 1400’lü yıllara kadar devam etmiş.
-----
[Yaz. Fallus eski Mısır ve Hint toplumlarının tapınma objesi ama, öyle anlaşılıyor ki yakın zamanlara kadar bu inanç dünyanın her tarafına yayılmış. Mısır-Mezopotamya-Hind ekseninde yer alan toplumlar bütün dünyayı etkilemiş. Böyle olunca Palo, Palu, Palos, Fallus ile ilgili binlerce sözcük türetilmiş.

Greklerin Allophuloi  kelimesindeki  phuloi  sözcüğünün Palai’den gelme ihtimali yüksek. Asurlularda bu ad altında bir şehir olması sanki “o şehirden gelenler” anlamını veriyor ama insan adlarının şehirle ilişkilendirilmesi genelde bireysel düzeyde yapılır. Grup olarak insanları bir şehirle ilişkilendirebilmek için o şehrin metropol gibi çok büyük bir yerleşim yeri olması gerekir. Fazla tanınmadığından Phuloi ‘yi  böyle bir yer olarak göremeyiz. Kaldı ki, Grekler phuloi  sözcüğüne “kabile” Allo sözüne ise “yabancı” anlamını veriyorlar. Buradaki yabancılık kendi inanç ve kültürlerine “yabancı” olma anlamında olabilir. 

Homo-phuloi  ve Allo-phuloi  sözcüklerini Pala (Phulai) veya Fallus’la ilgili devşirme terimler olarak görüyorum.

Phuloi  sözcüğünü “erkeğe” işaret etmek üzere “adam” anlamında değerlendirirsek Homo-phuloi “bizim adamlar” ve  Allo-phuloi  “Allo’nun Adamları” şeklinde yorumlanabilir. Batı yazınında şu tür ifadeler dikkat çekiyor: “Hristiyanlık ve Allo dinleri”… Hristiyanlık ve Diğer dinler demek istiyor ama arka plandaki Al, Alla, Allah sözcüklerinin ışımasını örtemiyorsunuz.

Yunanca farklı, yabancı, diğerleri anlamına gelen ἄλλος – “Allos” sözcüğünün köklerini araştırmak gerekiyor. Yunanlılar kelimelerini, kültürlerini ve yaşam biçimlerini büyük ölçüde Mısır, Suriye ve Mezopotamya topraklarına  borçlu. “Allos” kelimesi kendi kültürlerine özgü, spesifik bir sözcük olamaz. Yunanlıların “allos”, Arkadian’lıların “állu”, Latinlerin “alius”  adını verdikleri kelime Mezopotamyalıların  Al, Alla,  İlu  veya Ella sözcüğü olmalıdır. Al, İl veya El “ileride”, “ötede”, “ilk”, “görünmeyen”, “yükseklerde”, “yabancı” anlamlarına gelen İlah veya Allah için kullanılmıştır.

Yunanlıların, “göçmenler” ve “yabancılar” için Allo  sözcüğünü kullanmalarının nedeni kendileri Pantheon’da 12 tabiat tanrısına taparken Mezopotamya topraklarındaki bazı kabilelerin tek tanrı anlamında Allo’yu mabut edinmiş olmalarıdır. O dönemde Allah sözcüğü bizim kullandığımız telaffuz biçimiyle dile getirilmiyordu. Allo, Ala, İlu, Al, El gibi ifadeler vardı. Bu sözcüklerin bir “literal (sözlük) anlamı”, bir de işaret ettiği veya “kastettiği terim anlamı” bulunuyordu. Yunanlılar muhtemelen Allo’ya inanan insanları “ötedekiler”, “yabancılar”, “ötelerdeki varlığa inananlar” anlamında değerlendirerek onlara Allo dediler.

Yunanlıların dilinde Allo olumsuzlama edatı veya öneki. Rahatsızlık, sıkıntı, problem, hastalık, ötekileştirme anlamı taşıyan çok sayıda sözcüğün başında Allo öneki var. Olumsuzlamak istedikleri her şeyin başına onu getirmişler. Olumsuzlama öneki olarak “kullanım yaygınlığı” dikkate alınırsa bu davranış ancak inanç temelli olabilir. Olumsuzlukladıkları kelimelerin başına Allo- önekini getirerek Allo’ya ne kadar karşı olduklarını bu şekilde belli etmişler.

Yalnız burada bir paradoks var... Alahûli  sözcüğü, yukarıda da belirtildiği gibi “hoşgörülü”, “toleranslı” anlamına gelirken nasıl oldu da allo sözcüğü “olumsuzlama” edatı olarak ortaya çıktı.  Şöyle yorumluyorum. Büyük İskender’in savaşları sırasında işgal edilen topraklarda Filistinlilerin yaklaşımları, kendilerine yardım etmeleri Alahûli  olarak değerlendiriliyor. Fakat zaman içinde keskinleşen  inanç farklılıkları, bölge insanlarını bağnaz tutumlara sevk ediyor.  Yahudiler ve Grekler kendi tanrı ve tanrıçalarıyla uyuşmayan Allo’ları ret ediyorlar ve negatif içerikli uygun gördükleri her kelimenin başına Allo edatı getirmeye başlıyorlar. Böylece, Alahûli  sözcüğünün Allo’su ters bir işleve sahip oluyor.

Milattan önce dört yüzlü, üç yüzlü tarihlerdeki Allo’nun Yahudilerin tanrısı Ya-Hu (Yahova) ile bir ilişkisi var mıydı? Kaynaklarda Yahudilerin Greklerin yazdığı gibi “Allo” tabirini kullandıklarına ilişkin bir bulgu yok. Fakat Aloah, Alohim, El, Al sözcüklerini kullandıklarını biliyoruz. Allo veya Alohim sözcüklerini sadece Yahudiler kullanmıyorlardı. Suriye, Ürdün, Mezopotamya topraklarında çok sayıda kabile Al, El, İlu adını verdikleri tek, omnipresent olan tanrıya tapıyorlardı. Yunanlıların diğerleri, göçmenler diye adlandırdıkları kişi ve kabileler Yahudiler de olabilir, Yahudilerin hasmı olan diğer kabileler de… Onlara Allo’lar diye isim takarken kastettikleri veya sözcüğe yükledikleri anlam “göçmenler” değil, “tek ilaha tapanlar” olmalıydı.

Alpullu sözcüğü eğer Allo-Pullu şeklinde iki kelimenin kaynaşmasından meydana gelmişse Allah, Pullu’dur şeklinde anlamamız gerekecektir. O dönemde bir takım kabilelerin Pullu’yu, Palas’ı veya Fallus’u tanrı olarak görmeleri, öyle kabul etmeleri anlamında…. Yani Hint Tanrısı  Şiva’yı… Çünkü Şiva, çok sayıda figüratif heykeli olmasına karşın aynı zamanda Omnipresent olan  bir tanrıdır. Şiva Allo’dur, çünkü hem coğrafi, hem de düşünsel olarak “ötelere”, “öteki beldelere” aittir.

Allo-Pulli  sözcüğü eski zamanlarda Şiva’yı veya onun simgesi Lingam’ı tanrı olarak gören insanlara işaret ediyor olabilir.

İkinci alternatif,  Alpullu sözcüğünü, Allo önekinden bağımsız olarak değerlendirmektir. Kelimenin ilk üç harfi olan “All”, Allo’dan değil doğrudan “Al-“  önekinden geliyor olabilir.

“Al-“ önekinden geliyor olsa bile durum değişmez, çünkü Arapların kullandığı bu sözcük özel isimlerin başına gelen “belirlilik edatıdır”. Belirli bir şehirden, belirli bir kişiden söz edildiği zaman kullanılır. Literal manada isimleri “özelleştiren” bu edat arka planda Tanrı’ya işaret eder. Arapçadaki “Ba”, “Ebu” sözcüğünün işlevine sahiptir. İngilizcedeki “The” Edatı belirlilik takısı olmasına karşın arka planda “Tanrısal varlığa işaret etmesine” benzer bir işlev, “Al-“ veya “El-“ ön ekleri için de geçerlidir. O zaman Al-Pullu  sözcüğünü The-Pullu gibi değerlendirmemiz gerekir. The-Pullu, “Şu bilinen Pullu köyü” anlamındadır. “Şu bilinen” diyoruz ama örtük planda, “Tanrı’nın ruhunu barındıran” demek… Tanrı’nın koruduğu… Tanrı’ya inanan insanların yaşadığı… Tanrı’nın rahmet ve bereket verdiği… Eski insanların inancında bütün yerleşimler Tanrı’nın ihsanı olarak değerlendirilir. 

Olaya Al-Pullu terkibinden bakılırsa,  Pullu sözcüğünü ya Fallus ile ilişkilendireceğiz demektir ya da Bollu ile…

Fallus sözcüğünü bir önceki maddede ele almış ve onun Şiva anlamına geldiğini belirtmiştik. Pullu sözcüğü eğer Bollu  kelimesinden bozulma ise  onu “bolluk ve bereket” anlamında değerlendirmek gerekir.

Hindistan’ın Kerala Eyaletinde  bu adla köyler ve kasabalar var. Türkiye’de de çok sayıda yerleşim yerinin adı Bolu’dur. “Bolu” sözü çayır, çimen, mera, ot veya sınırları çizilmiş belli bir bölge  anlamındadır. Bunun yanında bolluk, çokluk, verimlilik, doğurganlık anlamlarına gelir. Al-Pullu sözünü o zaman “otları, mera ve meyveleri bol olan yer” olarak değerlendirebiliriz.

Al-Pullu, “Tanrı’nın bolluk ve bereket verdiği topraklar” anlamındadır.

Bollu, Balli, Bol, Bola, Bal, Balayki, Bel, Belli, Bela, Bala gibi sözcüklerin arka planında hep Palli,  Palos, Palu kök sözcüğünün olduğunu görüyoruz. 

Bu tür türev sözcüklerin tamamı Palu’dan türetilmiştir, kaynağı  Hint topraklarıdır. Palli’nin üreme veya üretme kabiliyetinden esinlenerek Bolu, Bollu, Balli denmiştir. Tatarların küçük çocuklara Bala demeleri de Palu  sözüyle ilişkilidir. Bal dediğimiz “tatlı nesne” Palu’nun suyudur. Şehirlere Bolu adının verilmesi Palu’ya nispetledir ve günümüzde bazı şehirlere Tanrıverdi veya Allahabad dememizle aynı manaya gelir.

Alpullu eğer “Tanrı’nın bolluk verdiği topraklar” anlamında ise, sözü edilen o spesifik Tanrı, Şiva’dır. Ve Bollu sözcüğü ise onun “Kudret suyu” manasına gelir… O’nun kudret suyuyla, gücüyle ihsan ettiği otlar, yeşillikler, meralar, meyveler…

Al-Pullu veya Al-Bullu, “Bolluk ve Bereket toprakları” demek ama arka planda Tanrı Şiva ve Lingam simgesi belli belirsiz bir imge olarak varlığını sürdürmeye devam eder.

Bir yerin Al-Bullu  olması için orada mutlaka Lingam nehrinin  akıyor olması gerekir. Yaz aylarında kuruyan veya suyu azalan  derelere sahip Lüleburgaz veya Babaeski asla “Al-Bollu” olamaz. Suyu hiç kesilmeyen sembolik  Lingam nehri; etrafında ormanı, yeşillikleri, çayırlık ve tepelikleri  bulunan düzlük yerlerden akar. Ergene bizim Lingam Nehri’mizdir.

Allo- veya Al- edatlı sözcükleri Yunanlılar mı üretti, yoksa bu sözcükler Hint coğrafyasından mı geldi. Şunu görüyoruz… Hint coğrafyasında da benzeri isimler ve yerleşim yerleri var. Bu adları Yunanlıların üretmiş ve Hint topraklarına transfer etmiş olmaları uzak bir ihtimal. Nedeni Pallu  sözcüğü… Ana etmen Pallu  Hintlilere aitse Al edatı da onlara ait olmalıdır. Hint topraklarında Ala, Alpullu gibi yerleşim yeri adları  olduğuna göre bu isimlerin tersine göç olgusu ve Grek etkisiyle ortaya çıkması neredeyse imkansız. Bilimsel yaklaşımda, herhangi bir görüş yüzde 99 “öyledir” ama asla “yüzde yüz öyledir” denemez.

Kaçınılmaz olarak Filistinliler için söylenen  Allo-phuloi kelimesini Grek değil, Hint kökenli bir sözcük olarak değerlendirmek zorundayız. Grekler Doğu kökenli sözcükleri devşirerek kendi söyleyiş ve yazılış biçimlerine dönüştürmüşler. Devşirilen bu tür kelimeler doğal olarak “başkalaşmış”… Asıl kaynağa benziyor, fakat hem yazılışı farklı, hem de anlamı. Doğunun sözcüklerine yeni içerikler, yeni anlamlar kazandırmışlar. Bu manada Allo-Pullu ifadesi Yunancada “öteki kabile insanları”, “göçmenler”, “yabancılar”, “bizden olmayanlar” anlamına gelebilir.

Fakat bu anlam yeryüzündeki diğer Alpullu yerleşimlerinin  coğrafi gerçekliğiyle  örtüşmüyor.

Alpullu sözcüğünde bolluk, bereket, nehirler ve arka planda imgesel Tanrı fikri var. İtalya’daki Alpullu Kasabası, Eskişehir’deki Alpu, Hindistan’daki Alpu şehirleri “bolluk ve bereket” temasıyla ilgili. Hintliler Bolluğu Fallus’a bağlamış olabilirler. Suriye ve Mezopotamya topraklarında yaşayan Semitik kökenli insanlar Al’a, El’e veya İlu’ya… Müslümanlar ise Allah’a…

Grekler, acaba Semitik toplulukların “özel adların” başına getirdikleri “Al-“ edatını kullanıyorlar mıydı?

Evet… Klasik Grek sözlüklerinde bunu açık bir şekilde görüyoruz. Zaman içinde Semitik topluluklardan aldıklarını “Al-“  edatını değiştirerek onu “ae” harflerinin birleşmesinden  oluşan yeni bir ligatüre (æ) dönüştürmüşler. Latinize edilmiş Ægyptus sözcüğünü Alyuptus şeklinde yazıyorlar fakat Æ harfini “Ey” şeklinde telaffuz ediyorlar.  Ægrus sözcüğünün Alyerus olmasına benzeyen yüzlerce kelimeleri var… Saymadım, belki binlerce…

“Al-“ edatının bu kadar çok kullanılması dikkate alındığında  Alpullu  sözcüğünün de onlardan biri olabileceği düşünülebilir. Fakat bu tez, Hindistan’da Alpu, Alpullu gibi yerleşim yeri adları bulunmasaydı o zaman geçerli olabilirdi.

Peki, kelimeye Greklerin hiç mi etkisi olmadı? Sanırım olmuştur. Bu etki kelimeyi kendi dillerine göre ifade etmek ve yazmak şeklinde gerçekleşmiştir. Fakat sözcüğün Anadolu’da ve Avrupa’da bazı yerleşim yerlerine ad olarak verilmesi Greklerle değil, Romalılarla ilgilidir. Gerek İtalya ve Avrupa'daki ve gerekse Türkiye’deki Alpu, Alpullu adlarının Roma imparatorluğu zamanında konmuş olacağını düşünüyorum.

Romalılar bu adlandırmayı  Hititlerden, Etrüsklerden ve Greklerden aldılar. O toplumların kaynağı ise Orta Asya’daki Hint-Türk toplulukları…

Bolluk, bereket, ot, mera, çayır, çatak… Veya tek kelimeyle, "Mari"…
Tepe, bayır, höyük…
Köy, kasaba, bölge veya  şehir…
Suyu bol Lingam Nehri… Lingam Dereleri…
Arka planda ise Şiva…  Veya omnipresent Tanrı…

Bu kavramların  veya bu yaklaşımların arka planında hep Fallus düşüncesi var. Fallus veya Omnipresent olarak değerlendirilen Şiva…

Grekler veya Romalılar bu kelimeyi kendileri “icat etmediler”, var olan ve Hint’ten gelen eski bir sözü kendi dilleriyle yeniden ifade ettiler. Yeniden anlamlandırdılar.

Al-Pullu, Al-Bollu sözcüklerinin Fallus’la ilişkilendirilmesi cinsellikle alakalı değil, Tanrısal güç ve kudrete iman etmeyle ilgili… O dönemdeki toplumların inanç yapılarına işaret ediyor. Çayır ve meralara bak, tepelerin ve höyüklerin anlamını düşün,  köy ve kasabaların insanı yaşatma enerjisini değerlendir, akan nehirlerin “enil” kaynağını düşün… “İnsanlık nehri” olan Ergene,  acaba Istranca Dağları’nın Saray ilçesindeki “küçük su” kaynağından mı geliyor?  Al-Bollu, yaşadığımız bu topraklarda Tanrı’nın güç ve kudretine işaret eden simgesel bir ad. Körlerin fili tanımlamasına benzer bir şekilde o “bolluk ve bereket yeri”, “öküzleri bol olan bir yer”, “sınırları çizilmiş toprak parçası”, “höyük tepesiyle temayüz eden”, “Allo lakaplı insanların yaşadıkları”,  “Fallus Nehri’nin aktığı”, “koy”, “köy”, “kardeşlik ve karındaşlık beldesi”…

Evet, bunların her biri, "tek tek" doğru… Aynı zamanda bütüncül olarak da doğru… Arka planda belli-belirsiz bir siluet gibi gözüken,  şemsiye kavram Allo ile ilişkili olarak bakarsak yine doğru. Bu yüzden meseleye ya bütüncül bakıp tüm resmi görecek; ya da parsiyel bakıp kendimizi kandıracağız.

Alpullu hem derin, hem de yüksek, ulvî manalara sahip…  Renkli ışıklar saçıyor olması nedeniyle onu tanımlamakta güçlük çekiyoruz.


Hüner Şencan





.
kteis-2
kteis-4
kteis-5
kteis-6
kteis-7
kteis-8
kteis-9
kteis-10
kteis-11
kteis-12
kteis-13
kteis-23
kteis-24
kteis-25
kteis-26
kteis-27
Pal, Palli, Pullu Pancarr Pancarcılara-Şeker Pancar Cümbüşü Pancar Ekicileri Pancar Gereçleri Pancar Hastalığı Pancar Kazancı Pancar Kooperatifi Pancarın Nakliyesi Pancar Siloları Pancar Tohumu Pancar Üretimi Pancarköy Pancarköy Ağaçları Pancarköy Deresi Pancarköy Şehitliği Papakiridi - Pakraduni Para Parklar Pasakül Pavyonlar Pazaryeri Pehlivanköy Pehlivanlar Perge Pierre Birgé Polis Karakolu Polis Lojmanları PTT
A B C D E F G H ...I... K L M N O P R S Ş T U Y Z